Soner Yalçın – Castro’nun kızı

0
17
Soner Yalçın

Küba’ya 1997 yılında gittim. Havana‘daki Atatürk büstünü diken ekiptik.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Küba’da ekonomik kriz vardı. ABD ambargosu altındaki ülkede -mesela- akaryakıt sıkıntısı vardı ve bu sebeple üreticiler toprağı karasaban ile sürüyordu! (İki yıl sonra Hugo Chavez Venezuela’da iktidara geldi ve Küba ekonomisi iyileşmeye başladı.)

Havana sokaklarında dolaşırken kız-erkek çocukların voleybol oynaması dikkatimi çekmişti.

O zorlu yıllarda Küba’da kadın milli voleybol takımının rüzgârı esiyordu. 1996 Atlanta Olimpiyatlarında altın madalya kazanmışlardı.

Ayrıca 1992 Barcelona, 2000 Sidney Olimpiyatlarında da altın madalya aldılar. Keza:

1994 ve 1998 yıllarında voleybolun en üst seviyesi olan Dünya Şampiyonu oldular 1989, 1991, 1995, 1999 yıllarında da Dünya Kupası’nı aldılar…

Sanmayınız ki, sokakta yetişen kızlar bu başarılara sahip oldu.

★★★

1959 Küba Devrimi’nin lideri Fidel Castro dedi ki:

“Ülkemizde sporu zenginlerin hakkı değil, halkın hakkı yapacağız.”

CIA destekli Domuzlar Körfezi’ndeki işgalin aşağılayıcı yenilgiyle sonuçlandığı 1961’de Küba’da Ulusal Spor, Beden Eğitimi ve Rekreasyon Enstitüsü (INDER) kuruldu.

Spor merkezli politikaya “kitlesellik” adı verildi; bu tüm halkın faydalı egzersiz biçimlerine katılımı anlamına geliyordu. Örneğin:

Küba toplumunda spor ve beden eğitimi, bebek henüz 45 günlükken başladı. Annelere, çocuklarının uzuvlarını çalıştırmaları ve onları ayakta tutmak için kaslarına masaj yapmaları öğretildi. Çocuklara daha sonraki yaşlarda fiziksel oyunlar oynamaları nasihat edildi.

Ve:

Küba’daki ilk ve ortaokullarda beden eğitimi zorunlu ders yapıldı. Öğretilen beş spor vardı: Atletizm, basketbol, beyzbol, jimnastik ve voleybol…

Küba’daki her okul, 1963’te oluşturulan Gençler Olimpiyat Programına katılıyor. Ortaöğretim okullarının birçoğu yalnızca takımlarının bulunduğu spor dallarında yarışıyor.

Belirli bir spor dalında başarılı olan öğrenciler Küba Yaz Gençler Olimpiyatları‘na katılıyor. Burada uzmanlar çocukların yeteneklerini görüyor ve onları yalnızca kendi sporlarına yönelik uzmanlaşmış okullara alıyor. Mesela:

Başarılı çocuklar ülkenin güneyindeki Gençlik Adası‘ndaki yatılı (Osmanlı spor tekkeleri gibi) “spor okulunda” hem öğrenim görüyor hem spor yapıyor. Çocuklar her pazar akşamı adaya tekneyle gidiyor her cuma akşamı sonunda geri dönüyor…

Uzatmayayım:

★★★

Küresel medyanın (ve itibariyle bizim basının) Küba nefreti bitecek gibi görünmüyor. Küba yönetimin sporcularına yurt dışına gitmemesi için baskı yaptığını yazıyor. Oysa:

Küba sporunda profesyonellik yok. Spor bedava yani…

Sporcularının yurt dışına gitmesine engel de yok. Zaten bugün dünyanın 55 ülkesinde Kübalı hoca ve sporcu var.

Yalnız Küba, yetiştirmedeki çabası-başarısı nedeniyle sporcularının transferlerinden büyük pay alıyor. Ki bu parayı da geleceğin yıldız sporcularına yatırım için kullanıyor.

Parayı devletine vermek istemeyen Kübalı bazı sporcular, gittikleri ülkelerden “sığınmak hakkı” alıyor. Yani mesele para!

Şöyle örnek vereyim: Kübalı kadın voleybolcular Dünya Şampiyonu ya da Olimpiyat Şampiyonu olduklarında sadece 300 dolar prim alıyor!

Münih, Montreal ve Moskova’da olimpiyat altın madalyası kazanan boksör T. Stevenson Batı’dan gelen transfer tekliflerini reddettiğini şöyle açıkladı:

-“Beni seven 8 milyon insana karşı 1 milyon dolar nedir ki?”

Yani:

Küba kadın milli voleybol takımının rüzgârının estiği dönemde dünyaya gelen ve Türk vatandaşlığına geçen Melissa Vargas’ın adının geçtiği her yerde Küba’yı kötüleyen maksatlı yayınlara bir de bu gözle bakınız…

Leave a reply