Ruhat Mengi – ‘İttifak aşağılayıcı bir şey değil demokrasinin kazanımıdır’

0
14
Ruhat Mengi

İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Soyer, yerel seçimleri SÖZCÜ’ye değerlendirdi

2024 yerel seçiminde yeniden aday olmak istediğini belirten Tunç Soyer, buna ilişkin kararın Parti Meclisi’nde alınacağını hatırlattı.  Soyer ittifaklara ilişkin “Yerelde her kent kendi dinamikleriyle işbirliği zemini aramalıdır” dedi

Birkaç gün önce yayımlanan röportajımda ülke çapında birçok araştırmasıyla dikkat çeken başarılı siyaset bilimci Prof. Dr. Ali Çarkoğlu “Muhalefet için tek alternatif başarılı belediye başkanlarının tekrar seçilmesini sağlamak” diyordu. Diğer tarafta ise muhalefet partileri “başarısını kanıtlamış adayların karşı sına başka adaylar çıkaracaklarını” açıklamaktalar. Ancak henüz hiçbir aday kesinlik kazanmış değil. Adaylıkların kesinleşmesi parti meclislerinin kararına bağlı. Peki, acaba aday açıklama gecikirse cumhurbaşkanlığı seçiminde olduğu gibi geç kalınmış olur mu? Muhalefet partileri; örneğin CHP, İYİ Parti ve HDP seçimde nasıl bir yol izler veya ne yaparlarsa yanlış sonuç verebilir? Cumhur İttifakı’nın genel seçimde ve cumhurbaşkanlığı seçiminde yaptıkları gibi muhalefet için  “terörle bağlantı veya dine karşı olmak” gibi asılsız iddialarla algı operasyonu yapmasına karşı nasıl bir çözüm bulmak gerekir, bunları, bugüne kadar yaptığı çok başarılı çalışmaları, tekrar aday olup olmayacağını, Avrupa Birliği’nin her yıl bir kente verdiği Avrupa Ödülü’nü alan İzmir’in Büyükşehir Belediyesi Başkanı Sayın Tunç Soyer’le konuştum.

Tunç Soyer, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden sonra biri İsviçre’de Webster Üniversitesi’nde “Uluslarası İlişkiler” diğeri Dokuz Eylül Üniversitesi’nde “Avrupa Birliği” olmak üzere iki farklı alanda yüksek lisans yaptı. Turizm sektöründe çalışmaya başlayarak 1991’de Seferihisar’da bir tatil köyü kurdu ve 9 yıl yönetti. İzmir Ticaret Odası Dış İlişkiler Müdürlüğü, İzmir Belediye Başkan Danışmanlığı gibi birçok görevden sonra 2009’da CHP’den Seferihisar Belediye Başkanı seçildi. 2014’te 2’nci kez aynı göreve seçilen Tunç Soyer 31 Mart 2019 yerel seçiminde yine CHP’nin adayı olarak İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığını kazanmıştır.

50 YILDIR BİZİ ALMAYAN AVRUPA’YA ŞAMPİYON OLDULAR

Sayın Başkan, Türkiye Milli Kadın Voleybol Takımı’nın şampiyonluk maçını İzmir Kültür Parkı’nda halkla beraber izlediniz. Neler hissettiniz?

Hani “Yüreğimize su serpti” derler ya, bütün bu kaotik ortamda, bütün bu toz duman içinde, insanların geleceğe dair umutları kaybettikleri bir noktada böylesine büyük bir sevinç çok büyük mutluluk verici. Bizi 50 yıldır kapısından içeri almadıkları Avrupa’ya şampiyon olmak çok güzel bir duygu ve bunu kadınların başarmış olması bunun ayrıca kıymetini arttırıyor. Cumhuriyet’in kadınları olağanüstü bir iş başardılar ve bütün Avrupa’ya namağlup zaferler kazanarak şampiyon oldular. Çok mutlu olduk, heyecandan boğazımız düğümlendi, en az onlar kadar sevindik biz de.

Cumhurbaşkanı Milli Takım’ı tebrik etti ama iktidar medyası böyle büyük bir başarıda bile voleybolcularımıza saldıracak nedenler yarattı, buna ne diyorsunuz?

İnanılmaz bir şey, hem suçlu, hem güçlü. Nasıl bu kadar saldırgan, mütecaviz olabiliyorlar. Ne kadar ayıp ve üzücü. Bu kadar büyük zafer kazanmış kızlarımız, her biriyle ayrı ayrı iftihar etmek lazım, gerçekten inanılır gibi değil.

KONGRE SÜRECİ TAMAMLANDIĞINDA BU UMUTSUZLUK HALİ YENİDEN UMUDA DÖNÜŞECEKTİR!

Seçim yaklaşırken muhalefet partilerindeki havayı, toplumda tepki yaratan bazı gelişmeleri, liderlerin yaptığı açıklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz, size de geliyor mu tepkiler?

Geliyor, bu tepkiler var ve insanlar çok haklı, bu hayal kırıklığını, bu öfkeyi, bu umut kaybını yaşamakta çok haklı ama hayat devam ediyor ve insanlar umudu yaratmak zorundalar. Biz de o umudu yaratmanın öncüsü olmak zorundayız. O nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi’nde de kongre süreci tamamlandığında yerel seçimlere konsantre olunacağını ve ortaya yeni söylemlerle yeni ilkelerle, yeni hedeflerle bir politika konabileceğini düşünüyorum. Ben hep bu konuda iyimserim, onu söyleyebilirim size, kongre süreci tamamlandıktan sonra içindeki bu umutsuzluk hali ve kızgınlık hali umuda dönüşecektir ve insanlar tekrar bir arayış içine gireceklerdir. Yaşadıkları bu yüksek enflasyon, hayat pahalılığı, geçim derdi, mutfaktaki yangın, yeniden bunlarla ilgili bir çözüm arayışı getirecektir ve orada kimin ne söylediğini daha kulaklarını açarak dinleyeceklerdir diye ümit ediyorum.

İNSANLARIN SIKNTILARINI ÇÖZECEK SOSYAL DEMOKRAT, MERKEZ POLİTİKALARA İHTİYAÇ VAR!

Geçen seçimlerde muhalefet partileri “Terör örgütü ile yakınlık, din karşıtlığı” gibi asılsız söylemlerle yıpratıldılar. Bu seçimde yanına başka ilaveler yapılacak gibi görünüyor. Bunların geç kalmadan halka anlatılması gerektiğini düşünüyor musunuz?

Tabii, ben de aynen bunu gözlüyorum, bunun çok doğru bir tespit olduğuna inanıyorum, bizim kendi söylemlerimizi kararlılıkla ve seçim sonuçlarından ders çıkartmış olarak ifade etmemiz gerekiyor. Ben değişim talebini ifade ederken bunu çok net söylemiştim, sosyal demokrat politikalara ihtiyaç var, vatandaşların bugünkü sıkıntılarını çözecek olan politikaların sosyal demokrat, merkez yerel yönetim politikaları olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla buraya doğru bir makas değişikliğine konsantre olunması gerektiğine inanıyorum.

SEÇİM SÜRECİNE GİRİLDİĞİNDE BUGÜN HAVADA UÇUŞAN İDDİALAR SOMUT PROJELERE DÖNER!

İYİ Parti “Büyükşehirlerde ve her yerde kendi adaylarını çıkaracaklarını çok net bir şekilde açıkladı. Ümit Özlale de İzmir’den aday olabileceğini ima etti. Böyle bir durum olursa, bütün muhalefet partileri kendi adaylarını çıkarırsa sonuç ne olur?

Ben böyle bir ihtimali zayıf bir ihtimal olarak değerlendiriyorum. Çünkü henüz seçim sathı mailine girilmedi, henüz Cumhuriyet Halk Partisi kongresini tamamlamadı, henüz adaylarını netleştirmedi, kısacası daha birçok belirsizlik var ve Türkiye’de seçim sathı mailine “birkaç ay kala” girilir. Ama şu anda ittifaklar süreçlerine gidilirken, olacağı veya olmayacağı henüz belli olmasa da, eğer o ittifak masası olursa güçlü bir iddiayla masaya oturmanın sonuçlarının partiler için daha faydalı olacağı düşünülür, o nedenle siyasi partiler o iddiayı mümkün olduğu kadar büyük ortaya koymaya çalışır. Bu söylemlerin, medyada dolaşan iddiaların arka planında böyle bir şey olduğunu düşünüyorum. Kısacası, seçim sathı mailine girildiğinde bütün bu havada uçuşan iddialar ayakları yere basacak somut projelere döner, ondan sonra bunlar üzerinde konuşmak mümkün olur.

BEN İZMİR’DE ADAY OLMAK İSTİYORUM, KARARI PARTİ MECLİSİ VERECEK!

Yani, İYİ Parti Milletvekili Sayın Ümit Özlale’nin karşınıza aday olarak çıkmayabileceğini düşünüyorsunuz?

Evet, şu anda zaten kendisinin de böyle bir ifadesi yok, sadece “partim böyle bir görev verirse yaparım” diyor, diğer adaylar için de aynı şekilde, ben de şu anda –tarifi doğru yapmak gerekirse- aday adayı hüviyetiyle söylüyorum size bunları. Benim de adaylığım kesinleşmedi ki.

Ama “Ben aday olmak istiyorum” diyor musunuz?

Evet, Ümit Özlale bunu bile söylemedi değil mi? Kararı Parti Meclisi verecek, ondan sonra adaylık kesinleşebilir.

ADAY AÇIKLAMAK İÇİN TELAŞ ETMEYE GEREK YOK!

Seçim iyice yaklaştıktan sonra yapılan aday açıklamanın zarar verdiğini cumhurbaşkanlığı seçiminde gördük. Bu seçimde de Parti Meclisi kararları beklenirken geç kalma gibi bir sorun yaşanamaz mı?

Ben size şöyle söyleyeyim; 2019’da benim adaylığım 30 Ocak’ta, seçime tam 2 ay kala açıklanmıştı, şu anda 7 ay var, bu bir kampanya süresi için çok uzun bir süre, şu anda adaylar açısından telaş edilecek bir şey yok diye düşünüyorum.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener son olarak “Onun bunun ağız kokusunu çekmeden kaç kilo ettiğimizi bu seçimde göreceğiz, sorumlusu benim, bilinsin ki her ilçede adayımız olacak, bu bir anlamda referandumdur” dedi. Her ilçede aday çıkarırsa ne olur?

Bu tabii ona sorulması gereken bir soru ama şu önemli; ittifak aslında demokrasinin en temel dayanaklarından biridir, ittifak yapabilmeyi başarmak demokrasinin kazanımıdır. Hangi konu olursa olsun; bu bir seçim olabilir, bu ortak bir kooperatifin, derneğin yönetimi olabilir, yani ittifaklar aşağılanacak bir şey değildir. İttifaklar kıymetlidir, önce bunu söylemek isterim.

BİR KENTİN BAŞKAN ADAYI SEÇİMİ KAZANMAK İÇİN KİMİNLE İTTİFAK GEREKTİĞİNİ BİLİR!

Ama bu seçimde muhalefet kanadındaki partilerde ittifak yapılmayacağı netleşmiş gibi.

Merkezde yapılan bir genel seçimdeki ittifaklarla yerel seçimde yapılacak ittifak bir değildir. Yerelin dinamikleri farklıdır, her ilçenin, her ilin kendine ait dinamikleri vardır ve o dinamikler çerçevesinde kiminle ne ittifak yapılacağı şekillenir. Yani Adana’nın Pozantı ilçesinde bambaşka yapılar ittifaka girerler, İzmir’in Kiraz ilçesinde başka yapılar ittifaka girer, çünkü belediye başkan adayı seçimi almak için o kentin dinamiklerinde kiminle ittifak yapması gerektiğini bilir, en iyi o bilir.

YERELDE HER KENT KENDİ DİNAMİKLERİYLE İŞBİRLİĞİ ZEMİNİ ARAMALIDIR!

Partiler de hangi adayın kazanabileceğini bilmez mi?

Her ilçede o ilçenin adayı kadar bilmeyebilir, her partinin o ilçedeki tüm dinamiklere o aday kadar hakim olmasını beklemek de doğru olmayabilir. Ama partinin bir kuşkusu varsa tabii ki gider ilçesinde, ilinde, yerinde o ittifakın reel ve gerçek temeller üstünde şekillenip şekillenmediğine bakar, müfettiş gönderir, parti yetkilisi gönderir, bakar. Şunu söylemeye çalışıyorum; bir kentin belediye başkan adayı yerel seçime giderken en çok oyu almak ister, bunu da en çok kiminle alabileceği konusunda öngörüleri vardır, bunu partisiyle de konuşur, kentin akilleriyle de konuşur, gerek duyuyorsa sivil toplum kuruluşlarıyla konuşur ve sonuçta bir ittifak şekillenir zaten. Bunun merkezde yapılmasına gerek yoktur diyorum ben, merkezde genel seçimler için “Ortak Politikalar Mutabakat Metni” çıkartabilirsiniz, güzel, 2500, 3500 madde yazarsınız ama yerelde buna ihtiyaç yok. Yerelde her kent kendi dinamikleriyle işbirliği zemini aramalıdır.

İTTİFAKLAR YAPILMALIDIR, DOĞRUSU BUDUR!

Acaba Meral Akşener’in “Her ilçede aday çıkaracağız” sözü her ilde çıkaracaklarının da işareti midir, yoksa illerde farklı olabilir diye mi sadece “her ilçede” demiştir?

Muhtemelen öyledir ama ben bunu hangi gayeyle söylediğini bilemem, ben sadece bunu doğru bulmadığımı söylüyorum. Yani her ilde, her ilçede ittifaklar yapılır, yapılmalıdır, bu ittifaklar sonuçta o ilçenin dinamikleriyle şekillenir, doğrusu budur.

İttifaklar olmalıdır ama yazılı bir ittifak olması şart değil, desteklemek şeklinde olabilir diyorsunuz.

Aynen, bir tek şu cümle yeterli “Biz şu, şu partiler yerel seçimde birlikte hareket ediyoruz”, bitmiştir, bu yeter.

SEÇİM YAKLAŞIRKEN HDP DE AÇIKLADIĞINDAN FARKLI DAVRANABİLİR!

HDP de kendi adaylarını çıkaracağını söylüyor. Bu nasıl etkiler seçimi?

Ben bu ihtimalin de henüz kesinleşmiş bir ihtimal olduğunu düşünmüyorum. Az önce söylediğimi tekrar edebilirim, bunlar ittifaklar kurulurken o kuruluş aşamasında güçlü iddialar ortaya koymak düşüncesiyle söylenir, seçim yaklaşırken HDP de farklı davranabilir.

CHP’li belediyelerin AKP’li hükümetle çalışma zorluğunu görüyoruz, önemli projelere karşı çıkılıyor, kaynak verilmiyor vs. Siz İzmir’de bu zorluklarla karşılaştınız mı?

Elbette, Ben 12 Haziran’da, yani seçimden 2 hafta sonra Sayın Cumhurbaşkanı’na mektup yazdım ve yıllardır bekleyen sorunlar için çözüm talep ettim. Yani İzmir’in sadece onay bekleyen, sadece imza bekleyen, sadece görüş bekleyen onlarca meselesi var. Mezarlık tahsisinden tutun, metro için yurt dışından borçlanma izni verilmesine kadar onlarca başlık. Şimdi bu başlıkların 4 tanesiyle ilgili Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan olumlu görüş geldi ama daha onlarcası duruyor. Bunların neden beklediğini anlamak mümkün değil.

Siz önemli bir şehrimizin belediye başkanı olarak Cumhurbaşkanı’na mektup yazdınız ama ondan size cevap gelmedi mi?

Hayır gelmedi, cevap vermedi ama şunu söylemek istiyorum, benim her yerde Meclis’te de, kendisine yazdığım mektupta da söylediğim bir şey var; “Cezalandıracaksanız beni cezalandırın ama beni cezalandırmak için İzmirliyi cezalandırmayın”. İzmirliyi niye mahrum bırakasınız bu hizmetlerden?

İNSANLARIMIZ MEZAR YERİ BULMAK İÇİN TORPİL ARAR DURUMDALAR!

Sizi niye cezalandıracaklar, CHP’li olduğunuz için mi?

Herhalde öyle ki bu en doğal, en basit onaylar, görüşler, izinler verilmiyor, başka ne olabilir ki? Yani, mezar yeri tahsis i istiyoruz belediye olarak, bize mezar yeri tahsis etmeliler ki insanlar öldüklerinde birbirlerinin üzerine gömülmesinler.

Çok şaşırdım, Belediye Başkanı olarak böyle bir tahsiste bile bir özgürlüğünüz yok mu?

Yok maalesef, bizim mezarlık olarak kullanılabilecek arazimiz, arsamız yok, Hazine’nin Milli Emlak üzerinde kayıtlı gayrimenkulleri var. Öldükten sonra defnedilebilmek en temel insan haklarından biridir ama bu haktan neredeyse mahrum kalarak yaşıyoruz, çünkü mezarlıklarımız dolmuş durumda, insanlarımız mezar yeri bulabilmek için torpil arar durumdalar.

Peki ne olacak, korkunç bir durum bu!

İşte onu söylüyorum, yazdığım mektubun başlıklarından biri bu ve bu konuda bugüne kadar hangi arazilerin tahsisini talep ettiğimizi, kaç yıldır bu taleplerin beklediğini kendisine arz ettim, İnşallah bununla ilgili de olumlu dönüş bekliyorum.

KENDİ TOHUMLARIMIZ YERİNE DIŞARDAN TOHUM İTHAL EDEREK YERLİ VE MİLLİ OLUNMUYOR!

İzmir’de Türkiye’ye yayılan büyük bir ekonomik atılım başlattınız, İktisat Kongresi yaptınız, bugüne kadar hangi projeler gerçekleşti?

Tarımla ilgili, hayvancılıkla ilgili yaptıklarımız var. Dışardan tohum ithal ederek yerli ve milli olunmuyor. Yerli, milli tohumlarımıza sahip çıkmıyor, yerli hayvan ırklarımızı korumuyorlar, hani yerli ve millilik? Bugün 12 bin hektar alana nesli tükenmekte olan karakılçık buğdayı ektik. “Devletin verdiği taban fiyatın 2 mislinden alacağız” diye anons ediyoruz, hükümet 8.25 verdi, biz 16 liradan alıyoruz, o yüzden bütün üretici dikiyor şimdi.

SÜT FABRİKASI KURDUK, GÜNDE 100 TON SÜT İŞLİYOR

Süt fabrikası kurduk, günde 100 ton süt işliyor, bunun 100 ton süt işlemesi bir ticari bir müessese için anlamlı bir rakamdır ama bunu kamu eliyle, bir belediye eliyle yaptığınız zaman şöyle 2 sonuç ortaya çıkıyor; birincisi sütün fiyatını düzenleyebilir hale gelebiliyorsunuz, bütün bölge için regüle eder hale geldik. İkincisi;  İzmir’deki 4720 çobanı ve her birinin kaç baş hayvanı olduğunu ve ne kadar süt verdiğini tespit ettik. Sonra yine fiyatı belirleyerek alım anlaşması yaptık. Böylece diğer tüccarlar bizim belirlediğimiz fiyata uyuyor. Ayrıca küçük baş hayvancılığı teşvik ediyoruz, bu kuraklıkla mücadele için de önemli bir adım. Büyük baş hayvanlara yem olarak silajlık mısır vermek gerekiyor ki muazzam su tüketen bir bitki. TÜİK’e göre geçen yıl pamuğun 10 katı, 25 milyon ton silajlık mısır üretmişiz, sadece büyük baş hayvan yemi için. Küçük baş hayvan yetiştirseniz bunu üretmek zorunda kalmazsınız.

Ege “keçi” demektir, binlerce yıl burada keçi ve koyun üzerinden hayvancılık yapılmış, çünkü bu toprakların kültüründe, doğasında bu hayvanlarla uyumlu bir gelenek var. Ne zaman ki büyük baş hayvancılığı Ege’ye sokmuşuz, dengesini değiştirmişiz, silajlık mısır yetiştirmeye başlamışız. Bir silajlık mısırın yetişmesi için 84 litre su harcıyoruz. Büyük baş hayvancılık Doğu’nun meralarında yapılabilir, Batı Anadolu’da stratejik ürün olarak koyun ve keçiyi, Doğu’da da büyük baş hayvancılığı tercih etmek lazım.

JFK HAVAALANI’NDA BİZİM ÜRETTİĞİMİZ PEYNİR VE MAKARNALAR KULLANILIYOR!

Yaptığımız tarımsal çalışmalar bir yandan üreticiyi doğduğu yerde doyuran, bir yandan suyu daha tasarruflu kullanmaya imkan veren, bir yandan ürettiğimiz keçi, koyun kaşarı, mozarella peyniri, karakılçık buğdayından yaptığımız makarna gibi ürünleri ihraç ediyoruz. New York’ta JFK Havaalanı’nda bizim mamullerimiz kullanılmaya başlandı.

Tüm ürünleri ithal eder hale geldiğimiz için enflasyon düşmüyor, siz örnek oldunuz, hükümetin de Türkiye çapında bir iktisat kongresi yapma ve üretime geçme zamanı gelmedi mi?

Burada 2 günlük bir panel yaptılar, uzaktan haberim oldu, ne yaptılar bilmiyorum.

İZMİR’DE İKTİSAT KONGRESİ YAPTILAR, BİZİ DAVET ETMEDİLER!

Yani İzmir’de yaptılar ve böyle projeleri gerçekleştiren sizi davet etmediler mi, sizden görüş alabilirlerdi.

Davet de etmediler ama daha vahimi “İktisat Kongresi” adına yakışan bir şey çıktığını zannetmiyorum. Bizim asıl yer altında yaptığımız çalışmalar var; yağmur suyu ile pis su kanallarını ayrıştırıyoruz, zor, sancılı bir süreçti ama bu şekilde İzmir’de on yıllardır devam eden, denizden gelen koku problemi vardı, “Büyük Kanal Projesi” ile bu sorunu tamamen aştık. Yakında insanlar İzmir’de Körfez’in mavi sularına atlayabilecekler. Yaptığımız temel işler yer altında olduğu için gözükmüyor, Narlıdere Metrosu büyük ölçüde bitirdik, yakında açıyoruz. Buca Metrosu, İzmir tarihinin en büyük yatırımını yapıyoruz. Bitene kadar toz toprak olduğu için vatandaşları şu an için çok mutlu eden şeyler değil ama biz bu yolu tercih ettik. Kemeraltı bir daha seller altında kalmasın diye hiç kimsenin cesaret edemediği bir şey yapıyoruz; Kemeraltı’nın altında yeraltı nehirleri oluşturuyoruz. Kısacası, 50 yıldır eksik bırakılmış, bozulmuş alt yapı meselelerini sadece bugünü değil 50 yıl sonrasını da kurtaracak şekilde tasarlayarak çözüyoruz.

VATANDAŞLARIMIZ MÜLTECİLERE SAĞLANAN AYRICALIKLARA İSYAN EDER HALE GELDİ!

Sayın Soyer, hukukçusunuz ve “Dünya Sakin Şehirler Birliği” Genel Başkan Yardımcısısınız. Türkiye dünyada en çok mülteci alan ülke. Sayıları katlanarak artıyor, büyük ekonomik yük dışında şiddet olayları, çocuk tacizleri çok arttı, halkla karşı karşıya geliyorlar. Nasıl bir hukuki çözüm görebiliyorsunuz?

Bu da hükümetin politikasızlığından kaynaklanan bir tablo. Yani, bu kadar yıldır eğitimde, istihdamda, sağlıkta, vatandaşlık haklarından yararlanmada, entegrasyonda, barınmada bütün bu başlıklarda politika üretilmemiş olmasının sonucu olarak vatandaşlarımız artık tepki gösteriyorlar. İsyan ediyorlar, çünkü haklarının ellerinden alındığını düşünüyorlar. Sağlanan ayrıcalıklar nedeniyle kendi haklarından mahrumiyetler yaşadıklarını düşünüyorlar. Örneğin; ucuz iş gücü olarak kullanılıyorlar, şirketlerde ucuz iş gücü olarak çalışmakla orada çalışabilecek, alın teriyle ailesinin geçimini sağlayabilecek vatandaşlar işsiz kalabiliyorlar. Birçok farklı alanda benzer şeyler söylenebilir ama özetle bu politikasızlık hali bizim gibi dışardan gelen insanı büyük bir alicenaplıkla kabul eden milletimizin geleneklerini, göreneklerini zorlayan ve onları artık “Bu ülkeyi terk edip geri dönsünler memleketlerine” dedirtecek noktaya gelen bir durum tespiti yapmak istiyorum. Bu, gerçekten vatandaşların sabrını taşıran, hepimizin moralini bozan, geleceğe dair kaygılandıran bir tabloya dönüştü.

Dolayısıyla, belediyeler ne bunların gelmesinden sorumlu, ne yaşadığı kentte yaptıklarından, ne de gidecekleri tarihle ilgili çalışmalardan ya da onlarla ilgili politikalardan sorumlu değil. Bu tamamen merkezi idarenin, hükümetin sorumluluğunda olan bir konu. Biz konuşuyoruz ama bir vatandaş olarak bunları söylüyorum, bir belediye başkanı olarak onların barınma sorunu, eğitimi, istihdamıyla ilgili herhangi bir şey yapmaya muktedir değilim, mevzuat nedeniyle de böyle bir hakkım yok zaten. Bu politikasızlık neden bu kadar uzun yıllar sürdü, neden açık kapı politikasıyla bu kadar insan buraya geldi, bunlar önce cevap verilmesi gereken meseleler. Biz belediye olarak devletten, toplanan vergilerden nüfusumuza göre pay alıyoruz, 150 bin fazla Suriyeli yaşıyor, onlar için ödenek almıyoruz ama onlar da bu şehirde yaşıyor ve biz onlara da hizmet etmek zorundayız.

Burada da şiddet olayları arttı mı?

Şiddet değil ama şiddete gebelik hali söz konusu. Adeta patlamaya hazır bir bomba gibi, bir mayın gibi. Bu gerginlik, bu tansiyondaki yükselme ne zaman patlar öngörmek mümkün değil ama giderek toplumda biriken bir öfke ve çok haklı bir tepki var. Bir an önce hükümetin geri dönüş takvimiyle ilgili bir şeyler açıklaması lazım. Bir an önce bu belirsizlik, politikasızlık hallerinin ortadan kaldırılması lazım.

Yerel seçimler için anketler yapılıyor mu?

Evet, biz en son 14 Temmuz-28 Temmuz arası İzmir’de halkın belediyemizden memnuniyetiyle ilgili bir anket çalışması yaptırdık.

“HAYVANLAR UYUTULSUN” DİYENLERE ASLA UYMAYACAĞIM

Birileri sokak hayvanlarını yok etmek üzere bir hareket başlattı ve şu anda buna karşı çıkan büyük kitleler sokak gösterileri yapıyor, önlemek için çalışıyorlar. “Müslüman toplumuz” deniyor ama Avrupa, Amerika örnekleri konuşuluyor. Siz İzmir’de nasıl bir çözüm bulacaksınız, uyutulsunlar dendiğinde bunu yapacak mısınız?

Asla yapmayacağım, çok net söyleyeyim size. Bizi Batı’dan ayıran en güzel özelliklerimizden biri doğadaki diğer canlılarla beraber barış içinde yaşayabilmeyi başarabilmiş olmamızdı bugüne kadar. Sokak hayvanlarıyla barış içinde yaşayabilmeyi becerebilmiş olmamızdı. Çünkü bu vicdanımızın bir göstergesidir, Batı bunu başaramamıştır, becerememiştir, Batı aslında bütün erdemlerini, bütün değerlerini o zaman, o iradeyle kaybetmiştir. Biz çok şükür ki millet olarak, toplum olarak sokak hayvanlarımızla barış içinde yaşamaya devam ediyoruz. Bakmayın, son bir, bir buçuk yıldır ekranlarda sürekli ısıran köpeklerden, saldıran hayvanlardan bahsediliyor, tamamen algı yaratmak için. Bu bir-bir buçuk senenin meselesi değil ki, bu tür münferit hadiseler her zaman olur. Ama sokak hayvanlarına tepkiyi, algıyı büyütmek için uzunca bir süredir medyayı kullanarak bunun algısını oluşturuyorlar, bu büyük bir vicdansızlık, büyük bir haksızlık ve çok yanlış bir şey. Şunu söyleyeyim; biz sizin bahsettiğiniz çalışmayı çok önceden hazırladık, Veterinerler Odası ile bir anlaşma yaptık, kısırlaştırma meselesinde yaptığımız protokole göre Veterinerler Odası’na bağlı 400’ün üzerindeki klinikle o protokol çerçevesinde işbirliği yaptık. Biz o kadar çok veteriner istihdam edemeyeceğimiz için bu protokolle Oda’ya bağlı yüzlerce veterineri de aslında bir biçimde kısırlaştırma çalışmalarının içine dahil etmiş olduk. Çok iyi bir çözüm, çünkü biz bütün veterinerleri Büyükşehir Belediyesi’nin bir parçası haline getirmiş olduk. Kısacası, bunun bütün il ve ilçelerimizde yapılması lazım diye düşünüyorum. Veterinerler Odası’nın ilgili şehirdeki şubesiyle belediye bir protokol yaparak, kendisi 50 kısırlaştırma yapıyorsa anlaşma yaptığında 100’e çıkartabilir. Böylece çok köklü bir biçimde ve hayvanlara zarar vermeden çok sağlıklı şekilde çare bulunmuş olacaktır.

Barınakları da denetletiyor musunuz Başkan olarak?

Zaten beraber çalışıyoruz, sadece Veterinerler Odası’yla değil, HAYTAP gibi sivil toplum kuruluşlarıyla da beraber yürütüyoruz.

Leave a reply