Ege Cansen – Merkez bankaları ne kâr eder ne de zarar

0
10
Ege Cansen

“Nass” depreminden sonra vatandaş, dövize hücum etmeye, diğer bir deyişle TL’den kaçmaya başlayınca, bu paniği önlemek için, KKM (Kur Korumalı Mevduat) diye bir tasarruf aleti icat (?) edildi. DTH’de (Döviz Tevdiat Hesabı) parası olanlar, bunu kendi bankalarında “kur korumalı” vadeli TL mevduatına döndürürlerse, tasarruflarını döviz cinsinden emniyete almış olacaktı. TL mevduatı olanlar “Bizim başımız kel mi? Biz de ‘kur koruması’ isteriz; eğer vermezseniz, gider önce döviz alır sonra onu KKM’ye dönüştürürüz” dedi. Maksat dövize hücumu durdurmak olduğu için, Maliye Bakanlığı TL mevduatı olanlar da sırf bunun için gereksiz yere dolar talebi yaratmasın diye “TL’den dönme KKM” diye bir ürünü de menüye dahil etti. Tek fark bu tür KKM’ye kur farkı garantisini Hazine’nin üstlenmiş olmasıydı. Daha sonra bütçe açığı büyümesin diye Hazine bu yükümlülüğü MB’ye devretti. Enver Paşa’nın “yok kanun, yap kanun” dediği gibi bir anda mevzuat buna uygun hale geldi. Neyse. Bu arada ben de uzun süredir dövizden dönen KKM’nin Merkez Bankası’na bir külfet yüklemediğini yazıp duruyordum. Okuyan anlayan yoktu. Geçen pazar günü bu iddiamı madde madde yazınca yurdum iktisatçılarının bazısı bunu anladı. Kimisi bu bir opsiyondur mutlaka bir maliyeti vardır dedi. Halbuki, KKM bir “Dual Currency” (çift paralı bir opsiyon) değildi. Çoğunluğu ise “hiçbir külfeti olmasa da mutlaka bir külfeti olmuştur” diye karşı görüş beyan etti. Satır arasında beni AKP’yi desteklemekle suçladılar(?). Hepsine çok teşekkür ederim.

MERKEZ BANKASI TİCARİ BİR İŞLETME DEĞİLDİR

Benim gibi 40 yıldır kesintisiz ekonomi fıkraları yazan birinin en sık düştüğü hata “ben bunu daha önce yazmıştım, kendimi tekrar etmeyim” diye sanki okurları, hiç değişmemiş gibi düşünmektir. Merkez bankaları, hukuken birer “korporasyon” dur. Yani anonim şirkettir. Ama bunlar, amacı kâr etmek olan bir ticari şirket (ticari banka) değildir. Hatta aslında bunlar şirket/banka bile değildir. Bütünsel devlet sisteminin bir “kurumu-kuruluşu” (institution) dur. Hukuken şirket olduklarından “Gelir Tablosu/Kâr-Zarar Cetveli” ve “Bilanço” çıkartırlar. Merkez bankası bilançosu ne kadar anlamlıysa, son satırı “kâr” veya “zarar” olan “Gelir Tablosu” o kadar anlamsızdır. Çünkü devlet adına “senyoraj” geliri yaratabilen (bir kuruşa mal ettiği “parasını” halka 100 bin kuruşa metazori satabilen) bir tüzel kişiliğin kârına “kâr” denmez. Merkez Bankası kâr etti veya zarar etti demek, Hazine kâr veya zarar etti demek kadar absürttür. Bir merkez bankası işletme ekonomisi tasnifine “Kâr Merkezi” (Profit Center) olamaz.  Olsa olsa “Masraf Merkezi” (Expence Center) olabilir. Olunca da bizim MB gibi, Ankara’da yerleşmişken, müteahhitler para kazansın diye İstanbul’a taşınmak gibi mirasyedi savurganlıklar yapabilir.

MERKEZ BANKASI FİYAT İSTİKRARINI SAĞLAMAKLA SORUMLUDUR

Şimdi denecek ki; bunu bilmeyen mi var? Anlaşılan var. KKM’nin irdelemesi yapılırken, bunun Merkez Bankası’na ne kadar külfet yüklediği veya hiç yüklemediği üzerinde durmak, merkez bankalarının görevini anlamamak demektir. Sorulması gereken şudur: KKM (ister dövizden ister TL’den dönme olsun) fiyat istikrarının sağlanmasına katkı yapmış mıdır? Eğer, KKM’ler fiyat istikrarının tesis ve idamesinde bir katkı yapmışsa ve yapabilecekse, bu uygulamaya devam etmek gerekir. Benim kanaatim “Sanal Döviz” haline getirilebilen KKM’nin, tasarruf sahiplerinin gereksiz döviz talebi yaratmalarını engelleyebilecek bir enstrüman olduğudur. Bunu sağlamak MB’ye hesaben bir maliyet getirse bile aslında ne halka ne ekonomiye bir yük değildir.

Son söz: Araca değil, amaca odaklan.

Leave a reply