Ayşe Sucu – Dürüstlüğün içinde Allah var!

0
18
Ayşe Sucu

“Şu bir gerçektir ki, ‘Rabbimiz Allah’tır” deyip, hiç şaşmadan yol alanlar (dosdoğru olanlar) üzerine, melekler ha bire iner ve şöyle derler: ‘Korkmayın, üzülmeyin! Size söz verilen cennetle sevinin.” (Fussilet/30) Kur’an’ın özeti sayılacak bu ayet, Prof. Dr. Hüseyin Atay Hocamızın kelimelerinde şöyle vücut bulur: “Dürüstlüğün içinde Allah var!”

Bu köşede birkaç yıl önce yazdığım “Tanrı sana inanıyor mu?” başlıklı yazımda “Tanrı’ya inanmış olman, Tanrı’nın sana inanacağı bir ahlaka sahip olmanla ancak gerçekleşebilir” demiş ve tam da bu noktaya dikkatleri çekmek istemiştim. Yukarıdaki ayeti bir söyleşide şöyle yorumluyor merhum Hüseyin Atay Hocamız:

“Şimdi, ayet “Rabbimiz Allah deyip, doğru olan cennete gidecektir” diyor ve cenneti anlatıyor. Kimdir bu insan? Himalaya Dağlarındaki bir kadın veya erkek. Pirene dağlarında bir Fransız veya İspanyol. Anlatabildim mi? Bilmem nerede kim varsa o. Veyahut diyelim Ağrı Dağında bir Türk veya Kürt. Eğer bir insan Allah deyip “doğru” ise cennete gidecektir…. Yani Allah, insanın dürüst olmasını istiyor. Kendisiyle övünmesini değil. Sınıfta bunu anlattığım zaman da “Kur’an’ın ilk önemli prensibi dürüst olmaktır, insanın dürüst olmasıdır” dediğim zaman “Hocam, ilk prensip insan dediniz. Halbuki bu ayeti kerimede Allah’ın adı da zikrediliyor. Allah yok mu?” dediler bana, ilk prensipte. Dedim ki, Allah bu dürüstlüğün içindedir!”

TÜRKİYE BİR ALİMİNİ YİTİRDİ

Ömrünü Kur’an’a vakfetmiş, hocaların hocası, müçtehit, müfessir, mütekellim, fakih Prof. Dr. Hüseyin Atay geçen hafta Hakka yürüdü. İlahiyat camiasının nadir isimlerdendi. Çok okuyan ve çok yazan, “emekli oldum-profesör oldum ve fakat alim olmak için çalışıyorum” cümlesini dilinden düşürmeyen bir kişilikti. Hiç yorulmadı; bir üniversite öğrencisi gibi çalıştı durdu. İlim aşığı hocamız, fikri yolculuğunda ilmin üzerinde bir değer kabul etmedi. Bir konuda fikri değiştiğinde, anında onu uygulamaya koyardı. Özel sohbetlerde veya küçük mahfillerde söylediğini dışarıda-geniş kitlelere söylemekten çekinmedi. (Bu tavrın ne kadar az kişide olduğunu söylemeden geçmeyelim.)

Hüseyin Atay Hocamız, geleneğin içinden gelmişti; İstanbul medreselerinde okutulan bütün ilimlerin yanında, medrese programlarında olmayan ilimleri de tahsil etti. Bağdat ilahiyattan mezun oldu ve Bağdat müderrislerinden çeşitli dersler aldı. Ankara ilahiyatta binlerce öğrenci yetiştirdi. İçinden yetiştiği ve yol aldığı geleneği sorguladı, çarpıklıkları-yanlışlıkları düzeltmeye çalıştı. Kadınlar konusundaki yaklaşımları, gelenekte ortaya konulan fetvalardan çok daha gerçekçi ve makul yaklaşımlardı. (Ayrı bir yazı konusu olarak ileride alacağım.) Kur’an-ı Kerim’de olmayan yasakların kimse tarafından konulamayacağını savundu.

O BİR TEOLOGTU O BİR FİLOZOFTU

Diyanet bünyesinde çıkartılan ilk meal onundu; Yaşar Kutluay ile birlikte hazırladı. (1960-61) Kelam, Fıkıh, Usul-u Fıkıh, Ahlak, Din ve Hukuk Felsefesi alanlarında yaptığı çalışmalarla tanındı. Uluslararası bilim camiasının yakından takip ettiği bir şahsiyetti. Onlarca kitabı, yüzlerce makalesiyle bilinen bu yüksek şahsiyet son derece mütevazı yaşadı. Utanmadan ve sıkılmadan hocayı eleştirenlerin bilgi ve kapasitelerine sığmayacak müktesebata sahipti. İyi düzeyde İngilizce, Arapça ve İbranice bilen Atay Hocamız, samimi bir Müslümanda olması gereken dürüst olmak, özgür olmak, ilim sahibi olmak vasıflarını hayatında rehber kıldı. Müslümanların yaşadığı yozlaşmayı “Namaz Müslümanlığı” kavramıyla formüle etti ve “Cehaletin Tahsili” kitabında insanların zihin dünyalarıyla ilgili şu tasnifi yaptı: “Bilmez, bilmediğini bilmez. Bilir, bildiğini bilmez. Bilmez, bilmediğini bilir. Bilir, bildiğini bilmez.”

Felsefe olmazsa olmazıydı. “Felsefe bilmeyenin mantığı olmaz, bilgisine güvenilmez” derdi. Prof. Dr. İhsan Turgut, Hüseyin Atay Hocamıza “bu yüzyılın müçtehidi” dedi.

Hocamızın en önemli özelliği, herkesin anlayacağı bir dil kullanmasıydı. “Ben okurken çok sıkıntı çektim, okurlarımın sıkıntı çekmemesi için herkesin anlayacağı bir üslup kullanmaya dikkat ettim” derdi.

Kader konusunda geleneğe karşı çıktı; iman esasları arasında yer alan “kadere iman” şartının hiçbir ayette geçmediğini temellendirdi. (Bakınız, Kur’an’da İman Esasları, Hüseyin Atay) Öğrencilerine sıkça “itirazlarınızı bilgiye dayalı yapın” derdi. (Tahkiki iman) Cumhuriyetçi bir kişilikti. Her dem yenilenmeyi kendine düstur edindi. “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” sözünü hayatına nakış nakış işledi.

Huzur içinde uyu Büyük Alim. Mekanın cennet olsun…

Leave a reply